Benim dedem derdi, dermiş diyelim çünkü ben dedemi görmedim, "boğaz boğum boğumdur" diye bir dedesözü. Atasözlerinde geçiyordur belki hiç araştırmadım, sözü çok duydum annemden. Yeni şeyler gördükçe duydukça dinledikçe birisinden benzer bir şey duydum "bin düşün bir yaz" şeklinde, iki laf da aynı kapının anahtarı aslında. Çoğu zaman düşünüp arada sırada düşündüklerimi buraya düşüreyim dedim... Ben kim miyim? Hiçkimse ve de herkes.

 

Anonim sordu
hiç kimsenin seni anlamadığını düşünüp kendi kendine ağladığın oldu mu?

hep birilerinin seni anladığını düşünüp, hep başkalarının yanında mı ağladın?

Müzik buradaydı, yani içimizde.

Kaş’ın Çavdır Köyü’nde yaşayan Ali Usta, çocukluk yıllarında çobanlık yaptığını, üçtelliyi çobanlık yaparken ailesinden öğrendiğini ve sonraları Fethiye’ye Ramazan Güngör ustanın yanına giderek onun çıraklığını yaptığını belirtiyor. Üçtelli sazı, tüm teknik ve müzikal özelliklerini kullanarak icra eden sayılı ustalardan birisi. İcrası çok sesli tınılarla dolu.

Anonim sordu
Meb bu asya maya adı geçen kitap hangisidir?

Bir akşam, okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: “Beni beğeniyor musun?”

"Öyle harikasın ki Asya Maya, bence, bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. 


Elimi tuttu. İçim vatan, millet, insanlık sevgisiyle doldu. İstiklal Marşı’nı kıvançla haykırarak söyledim: “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!..”


diye bir bölüm vardır Korkma Ben Varım'da.

madafakir:

Hayalet




deli gönül!
bütün bu rezilliklerin tek nedenisin
hiç kusura bakma ama
puştun en önde gidenisin.

(“payidar zaraman” ağabeyden olsa gerek…)

madafakir:

Hayalet

deli gönül! bütün bu rezilliklerin tek nedenisin hiç kusura bakma ama puştun en önde gidenisin. (“payidar zaraman” ağabeyden olsa gerek…)

- Dissosiyatif kimlik bozukluğu, multiple personality…
+ Türkçe hocam, Türkçe. Nolur Türkçe?
- Çoklu kişilik…
* Deli yani?

http://antikadam.tumblr.com/post/77399766586/seni-pek-aramad-g-m-biliyorum-ama-huyum-bu

antikadam:

seni pek aramadığımı biliyorum. ama huyum bu, kafamın içinde sürekli düşünürken beni işimden alıkoyan bir şeyler var. ve ben seninle konuşurken, herhangi bir dünya telaşesinden bahsetmek istemiyorum. dünyalık sevmek dediklerinden korkuyorum şimdi. sevdanın dünyayla işi yok. dünya yalnızcasahasıdır diye düşünürüm. seni aramıyorum diye üzme kendini. sen benim hep yanımdasın. özlüyor ve de üzülüyorum. ama bu senin kendine dikkat etmeyeceğin anlamına gelmez. kendini bir yerlerde hırpalaman anlamına gelmez. üzülme. çünkü üzülmen daha göre bir şey değil. ayaküstü beslenme. kendine yeni şeyler yaratma, üzülmek adına. yeni kitaplar al, oku. ama gelişigüzel doyurma kendini. acıkınca kalk kendine bir sofra hazırla en güzelinden. ben varmışım gibi, bana yalnızca bir bardak koy. suyla doldur. sonra otur, bir güzel yemek ye. çay koy. sonra sigara yak. çayını yudumlarken, karın tokluğunun o muhteşem hissini kapıl. mutlu ol. mutlu ol. mutlu ol. çünkü mutluluk, senin için.

"bir süre yere paralel gittikten sonra" tutunamadık.

bir gün yolda duran adama sormuşlar:
“niçin geçmez buradan otobüsler dolmuşlar?”
bi cevap vermemiş adam,
deli sanmışlar.

delirir insan, diğer insanlar da bunu alkışlar…

arayanlar onu hep aynı yerde bulmuşlar,
adını ondan değil başkasından duymuşlar.
ve yemek yemezmiş adam,
zorla doyurmuşlar…

doyarken insan, diğer insanlar da bunu alkışlar…

hep böyle değilmiş adam,
konuşmuş çocukken falan,
küçücük ağzından çıkan her lafa kızmışlar…


günler günler geçmiş adama alışmışlar,
gittikleri bazı yerlere onu da çağırmışlar.
ama çok karanlık adam,
onlar da kararmışlar!

kararır insan, diğer insanlar da bunu alkışlar…

hep böyle değilmiş adam,
konuşmuş çocukken falan,
küçücük ağzından çıkan her lafa kızmışlar…

onu çok yanlış anlamışlar…

Sesim Kırık Saç Teli

Konuştukça uzaklaşıyorum gün be gün çocukluğumdan
Susmak günümü ağartıyor, sesim kırık saç teli
Bir üzünçlük mesafe var ikimizin arasında
Arkamızda aydınlanma, hümanizm, kentsoylular
Bilincimin altını bir ellesen korkarsın
Orada saklı evimiz ve adını bilmediğim çocuklar
Muhatapsız bir vahiy şehrin üstünde asılı
Tanrı umudunu kesmiş bizden, ben sesimin derdindeyim
Konuşsam olmaz şimdi çocukluğum bu gece lazım
Oyuncaklarımla geleceğim sana sesim hiç çıkmayacak
İliştir beni köşene, yatağının sağ yanına
Kıpırtısız dururum bir süre, yanında kıpırdanır mı hiç?
Önümüzde hürriyet, harita, nane likörü
Ve ‘Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, başka türlüsü güç..’


AliLidar

Sesim Kırık Saç Teli

Konuştukça uzaklaşıyorum gün be gün çocukluğumdan
Susmak günümü ağartıyor, sesim kırık saç teli
Bir üzünçlük mesafe var ikimizin arasında
Arkamızda aydınlanma, hümanizm, kentsoylular
Bilincimin altını bir ellesen korkarsın
Orada saklı evimiz ve adını bilmediğim çocuklar
Muhatapsız bir vahiy şehrin üstünde asılı
Tanrı umudunu kesmiş bizden, ben sesimin derdindeyim
Konuşsam olmaz şimdi çocukluğum bu gece lazım
Oyuncaklarımla geleceğim sana sesim hiç çıkmayacak
İliştir beni köşene, yatağının sağ yanına
Kıpırtısız dururum bir süre, yanında kıpırdanır mı hiç?
Önümüzde hürriyet, harita, nane likörü
Ve ‘Dönmeyeceğimiz bir yer beğen, başka türlüsü güç..’


AliLidar

iyininkotusu:

bilimsel araştırmaların üstüne edepli hakaretler yazdık, doğrudur
bu saatten sonra kalbine girecek şey ben değil, ordudur
karşı çıkmak gibi olmasın ama bu bir sohbet değil, sorgudur
zaten karşı çıkmaya kalkarsam kaderim yüzüme güzel bir yumruk kondurur

insan doğdum, yalnız ölüyorum
dünyanın üstünde denek fare gibiyim
ben koştukça o ters dönüyor, yerimde sayıyorum
durdurun arabayı kusmak üzereyim

bir çöl susuzluğunda ah kim bilir şimdi sen nasıl da hoşsundur
neredesin, kimlesin, bilmiyorum ama büyük ihtimal sarhoşsundur
üstesinden gelinmeyecek hiçbir şey yok, parasızlık, dostsuzluk, umutsuzluk
bu saydıklarıma dahil olmadığını umarım sen de biliyorsundur

insan doğdum, yalnız ölüyorum
dünyanın üstünde denek fare gibiyim
ben koştukça o ters dönüyor, yerimde sayıyorum
durdurun arabayı, kusmak üzereyim

"Sen gitme ki, şu karanlığa baş koymayayım." adlı…


Sen gittikten sonra sanırım iki kez Jehan konserine gittim. Üç de olabilir. Belki de hiç. Bilmiyorum hayal de görmüş olabilirim. Gittiğim her seferinde, şayet gittiysem yani, “seni seviyorum”lar “gidersen”ler kaydettim dinlemek istersin diye, yollayacaktım sana. Durdum. Hep duruyorum. Sen gittin, ben mütemadiyen duruyorum. Mezarıma mümkünse “Dünya üzerinde en duran adam burada durmaya devam ediyor.” yazılsın. Durmak fiili beklemek olarak da değiştirilebilir. 

Üç mü hiç mi ikileminden geldim buraya, devam edeyim. Dün gece rüyamda delirdiğimi gördüm, baya bildiğin Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gollum olmuştum. İki kişiyim, birim aynadaki ben, birim de aynaya bakıyor. Belki de oradakiler gerçek ben’im, şimdiyse rüyadayım ve sana yazıyorum. Biri beni çimdiklesin n’olur!!!

"Keşke rüya hiç bitmeseydi" ile "oh iyi ki rüyaymış" dediğim rüyalarım var benim, bu aslında herkeste böyledir. Ve sen gittiğinden beri canım peri (bak "canım" diyebildim ama peri’ye iyelik katamadım ve bu benim şakaklarıma nasıl baskı yapıyor bilemezsin); öncelikle, gidişinin bir rüya olmasını diliyorum. Sonra da bu rüyadan uyanıp "oh be iyi ki rüyaymış" demeyi istiyorum. Uyanıp seni buralarda bir yerlerde görmek istiyorum. Uyandığım an, beni insanlarla iç içe görmeni, içimde de kendini görmeni istiyorum, sen hep buradaymışsın mesela. Sadece bir kabustaymışım mesela. 

Ama bu bir rüya değil. “Lanet olsun uyumak istiyorum” diyorum kendime.Tabi bu arada “yeni bir sabaha uyanmamak üzere uyumak istiyorum” diye de ekliyorum. Bunu becerebiliyorum da güzelce, yani uyuma kısmını. Her seferinde bir gün uyanamamanın hayaliyle, bir hevesle uyuyorum. Ama lanet sabahlar yine doğuyor, bir şeyler dürtüyor ve uyanıyorum “yine mi” serzenişiyle… Oysa şimdi bende göreceğin şey; insanlardan kaçan, ara ara kitaplara sığınan, insan içinde başkalarıyla paylaşması gereken şeyleri sadece kendisiyle konuşan bir Gollum. 

Evet dünkü rüyam gerçek halim sanırım. Ne kadar kalabalıkta olduğumu, buna rağmen ne kadar yalnız olduğumu hesap et. Gözlerin içinin gülmesi diye bir şey var ya, ben unuttum onu. Ben sana bakarken hep öyle baktım. Şimdiyse öyle bakabileceğim kimseyi bulamıyorum. Bakıyorum, görüyorum, görülmüyorum. Ha seni suçlamak falan değil niyetim bunu yanlış anlama. Ama benim devrim çoktan bitmiş. Bir mucize falan lazım sanırım yörüngemin yeniden hizaya girebilmesi için. Kader kısmet. 

Her Jehan konserinde, her Küçük Prens içeriğinde, her kahvede, her not defterinde, her fanzin hazırlığında, her her her… Her neyse o her şeyde aklıma geliyorsun. Kalbime iniyorsun. Bir gün karanlık kalbime insin de bitsin diyorum. Ama olmuyor işte. Sadece o karanlıkta kayboluyorum. Bir şiire sığınıyorum en son;

Biraz zaman geçer sonra
Bir bakarsın hiç yaşanmamış gibi oluruz
Yaşantıyız şimdilik evet canımız yanıyor hala
Ama zaman büyülüdür her yaşantıyı anı yapar
O yüzden
Söylediklerimi boş ver
Gövdene iyi bak*


Bir kilo pamuk mu bir kilo demir mi ağır bilmem de, bir kilo hüzünle ‘kayboldum’ dedim.


(şiir: Ali Lidar
duvar yazısı: Barış Bıçakçı)

"Sen gitme ki, şu karanlığa baş koymayayım." adlı…


Sen gittikten sonra sanırım iki kez Jehan konserine gittim. Üç de olabilir. Belki de hiç. Bilmiyorum hayal de görmüş olabilirim. Gittiğim her seferinde, şayet gittiysem yani, “seni seviyorum”lar “gidersen”ler kaydettim dinlemek istersin diye, yollayacaktım sana. Durdum. Hep duruyorum. Sen gittin, ben mütemadiyen duruyorum. Mezarıma mümkünse “Dünya üzerinde en duran adam burada durmaya devam ediyor.” yazılsın. Durmak fiili beklemek olarak da değiştirilebilir.

Üç mü hiç mi ikileminden geldim buraya, devam edeyim. Dün gece rüyamda delirdiğimi gördüm, baya bildiğin Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gollum olmuştum. İki kişiyim, birim aynadaki ben, birim de aynaya bakıyor. Belki de oradakiler gerçek ben’im, şimdiyse rüyadayım ve sana yazıyorum. Biri beni çimdiklesin n’olur!!!

"Keşke rüya hiç bitmeseydi" ile "oh iyi ki rüyaymış" dediğim rüyalarım var benim, bu aslında herkeste böyledir. Ve sen gittiğinden beri canım peri (bak "canım" diyebildim ama peri’ye iyelik katamadım ve bu benim şakaklarıma nasıl baskı yapıyor bilemezsin); öncelikle, gidişinin bir rüya olmasını diliyorum. Sonra da bu rüyadan uyanıp "oh be iyi ki rüyaymış" demeyi istiyorum. Uyanıp seni buralarda bir yerlerde görmek istiyorum. Uyandığım an, beni insanlarla iç içe görmeni, içimde de kendini görmeni istiyorum, sen hep buradaymışsın mesela. Sadece bir kabustaymışım mesela.

Ama bu bir rüya değil. “Lanet olsun uyumak istiyorum” diyorum kendime.Tabi bu arada “yeni bir sabaha uyanmamak üzere uyumak istiyorum” diye de ekliyorum. Bunu becerebiliyorum da güzelce, yani uyuma kısmını. Her seferinde bir gün uyanamamanın hayaliyle, bir hevesle uyuyorum. Ama lanet sabahlar yine doğuyor, bir şeyler dürtüyor ve uyanıyorum “yine mi” serzenişiyle… Oysa şimdi bende göreceğin şey; insanlardan kaçan, ara ara kitaplara sığınan, insan içinde başkalarıyla paylaşması gereken şeyleri sadece kendisiyle konuşan bir Gollum.

Evet dünkü rüyam gerçek halim sanırım. Ne kadar kalabalıkta olduğumu, buna rağmen ne kadar yalnız olduğumu hesap et. Gözlerin içinin gülmesi diye bir şey var ya, ben unuttum onu. Ben sana bakarken hep öyle baktım. Şimdiyse öyle bakabileceğim kimseyi bulamıyorum. Bakıyorum, görüyorum, görülmüyorum. Ha seni suçlamak falan değil niyetim bunu yanlış anlama. Ama benim devrim çoktan bitmiş. Bir mucize falan lazım sanırım yörüngemin yeniden hizaya girebilmesi için. Kader kısmet.

Her Jehan konserinde, her Küçük Prens içeriğinde, her kahvede, her not defterinde, her fanzin hazırlığında, her her her… Her neyse o her şeyde aklıma geliyorsun. Kalbime iniyorsun. Bir gün karanlık kalbime insin de bitsin diyorum. Ama olmuyor işte. Sadece o karanlıkta kayboluyorum. Bir şiire sığınıyorum en son;

Biraz zaman geçer sonra
Bir bakarsın hiç yaşanmamış gibi oluruz
Yaşantıyız şimdilik evet canımız yanıyor hala
Ama zaman büyülüdür her yaşantıyı anı yapar
O yüzden
Söylediklerimi boş ver
Gövdene iyi bak
*


Bir kilo pamuk mu bir kilo demir mi ağır bilmem de, bir kilo hüzünle ‘kayboldum’ dedim.


(şiir: Ali Lidar
duvar yazısı: Barış Bıçakçı)

Yeni kitap, 20 Haziran’da.

Bekliyoruz, ki zaten hep bekliyoruz. Beklemeyiz dedik ama yine de ısrarla bekliyoruz…

Yeni kitap, 20 Haziran’da.

Bekliyoruz, ki zaten hep bekliyoruz. Beklemeyiz dedik ama yine de ısrarla bekliyoruz…

Bittiği sanılan yerde başlayan hikayeler vardır. El sıkışıp ayrılınan yerde öyle bir deprem olur ki bazen, fark edebilen herkesin kalbini ve ruhunu sarsar. Ve ne acıdır ki, bunu oracıkta kalakalan, gidenin arkasından bakıp ağlamak ya da bir bira daha söylemek dışında hiçbir seçeneği olmayan o zavallı mağrur mağluptan başka kimse bilmez…

Bana bitti denilen şeyin bitti denilen yerde bitti denir denmez nasıl bitebildiğini anlatabilecek biri varsa söz ilk biralar benden. Saatlerce ağladıktan sonra makyajını tazeleyip alışverişe gidebilmenin aslında ne kadar normal olduğunu anlatabilirse biri bana, öldükten sonra ona organlarımı bağışlayabilirim. Birileri bana, bütün hafıza kuramlarına meydan okurcasına "unutmak istersem unuturum" diyebilmenin, üstelik söylemekle kalmayıp bunu yapabilmenin nasıl olduğunu gösterirse her sabah ekmeğini alıp evine kadar götürürüm yeminle. Balık tutmayı öğretmeyin bana, balık da vermeyin. Becerebiliyorsanız balık olmayı öğretin… N’oldu? Yemedi dimi?

Haydi dağılalım, çünkü kimse kimsenin umurunda değil!
Haydi dağılalım, çünkü birlikteyken çok komik görünüyoruz!
Haydi dağılalım, çünkü bu kadar bokluğa ancak yalnızken tahammül edilebilir!
Haydi dağılalım, çünkü biz birbirimizi acıdan öldürürüz!
Haydi dağılalım, çünkü "cehennem başkalarıdır!"

Anonim sordu
İki çift ayakkabı al. O kutuların içi para dolu!

Vaay düşman! Ayağımda ne işin var?!! Ayrıca beni Bilal oğlan ile karıştırdın sen heralde. Ne kutusu la manyağa gel.

Anonim sordu
çok ısrar ettin sorayım barim. nabıyon la ?

Aaa samimi Angaralı. Bildiğin gibi la. Oksijen alıp karbondioksit veriyorum, bitkilerle simbiyotik bir yaşam yaşıyoruz işte. Siz nabıyon la?

Anonim sordu
kaç yaşındasın

666. gönderim yaşım oldu. Bu bir işaret?.. Ay em 23buçuktan 24.