Benim dedem derdi, dermiş diyelim çünkü ben dedemi görmedim, "boğaz boğum boğumdur" diye bir dedesözü. Atasözlerinde geçiyordur belki hiç araştırmadım, sözü çok duydum annemden. Yeni şeyler gördükçe duydukça dinledikçe birisinden benzer bir şey duydum "bin düşün bir yaz" şeklinde, iki laf da aynı kapının anahtarı aslında. Çoğu zaman düşünüp arada sırada düşündüklerimi buraya düşüreyim dedim... Ben kim miyim? Hiçkimse ve de herkes.

 

Yeni romanda ne var? Adı belli oldu mu?

Murat Menteş: Romandan bahsetmek için erken. Elimden geleni yapıyorum. Şimdi biraz anlatsam, kulağa çok saçma gelecek, eminim

Olsun, siz gene de biraz ipucu verin?

Murat Menteş: Pekâlâ… Batıl inançları olan bir krupiyenin polisten kaçma hikâyesi. Yo, aslında tüm dünyanın gözü önünde cereyan eden bir komplonun, sıradan bir adam tarafından önlenememesini anlatıyor. Daha doğrusu, felsefi bir polisiye bu. Ha, şiddetli bir aşk var işin içinde. Adam, başkasını seven bir kadına âşık. Bambaşka bir kadın da bizim adama vurulmuş. Bu arada, etrafta çok sayıda yaşlı insan var. Öyle yaşlılar ki, her sayfada biri ölüyor… Gördüğünüz gibi, böyle anlatınca çok dandik göründü. Çünkü asıl olay hakkında bilgi veremiyorum.


Murat Menteş’in röportajından. Tamamı için tıkla karşim.


Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: ” Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?” diye sormazlar. “Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?” diye sorarlar. Ancak o zaman tanıdıklarını sanırlar onu. Büyüklere: “Pembe kiremitten bir ev gördüm, pencerelerinden sardunyalar, damında güvercinler vardı” derseniz, o evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara: “Yüz bin franklık bir ev gördüm” demeniz gerek. O zaman: “Aman ne güzel!” diye bağırırlar.


“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de insanların arkadaşları yok artık. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”


Sahibi olmayan bir elmas bulursan, o elmas senindir. Sahibi olmayan bir ada bulursan, o ada senindir. Bir buluş yaparsan patentini alırsın, buluş senin olur. Madem ki yıldızlara sahip olmak benden önce kimsenin aklına gelmedi, yıldızlar benimdir.


İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.


“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim. Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.


“Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”

Güller bu duyduklarına çok bozuldular.

"Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”


Kelebeklerle tanışmak istiyorsam, bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.


Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir.


”Peki insanlar nerde?” dedi küçük prens. ” İnsan kendisini çölde çok yalnız hissediyor.”
”İnsanların içinde de öyle hissedersin.” dedi yılan. ”Arada pek fark yoktur.”


‘Senin gezegenindeki insanlar” dedi Küçük Prens.
”Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar…”
”Evet bulamıyorlar ” diye yanıtladım onu.
”Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.”
”Haklısın” dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi:
”Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.”

Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.


Daha ileriki gezegende ayyaşın biri oturuyordu. Küçük Prens orada az kaldı, ama bu ziyareti onu acı acı düşündürdü. Ayyaşı bir sürü boş şişeyle bir sürü dolu şişe karşısında oturmuş, sessizce içer görünce:
- Ne yapıyorsun? diye sordu.
Ayyaş korkunç bir bakışla:
- İçiyorum, dedi.
- Neden içiyorsun?
- Unutmak için.
Küçük Prens ona acımağa başladı:
- Neyi unutmak için? diye sordu.
Ayyaş başını öne eğerek:
- Utandığımı unutmak için, dedi.
Küçük Prens ona yardım etmek istiyordu.
- Neden utanıyorsun?
Ayyaş:
- İçmekten, diye cevap verdi, sonra sustu, artık tek bir şey söyleyemedi.

Sonbahar’a merhaba dedik mi? Demedik mi?
E merhaba o zaman…

Çift düzine sene zamanın kor ateşinde
Mevsimler bana inat sonbahar her seferinde.
Ağır ağır geliyor sonbahar
Yine sonbahar, yine sonbahar…

12 Eylül’de raflarda imiş. Kapak güzel olmuş, anlatıyor bir şeyler, Devrim Arabası olsa tabi daha bir tatlı olurdu. Kitabın çıkış tarihi ise 90’dan gol. Tesirsiz Parçalar olması, Hikayem Paramparça olayına döner mi dönmez mi belli değil biliriimm… Neyse, elde kitap olarak tutmak, pixellerden milyor kat güzeldir elbet. Hadi hayırlı olsun bakalım.

12 Eylül’de raflarda imiş. Kapak güzel olmuş, anlatıyor bir şeyler, Devrim Arabası olsa tabi daha bir tatlı olurdu. Kitabın çıkış tarihi ise 90’dan gol. Tesirsiz Parçalar olması, Hikayem Paramparça olayına döner mi dönmez mi belli değil biliriimm… Neyse, elde kitap olarak tutmak, pixellerden milyor kat güzeldir elbet. Hadi hayırlı olsun bakalım.

"Hem çalarım hem söylerim"den baya bir uzakta, "sadece söylerim" kısmındayız. Bağlamadan yana eksikliğimiz çok büyük. Neyse, gelin beraber söyleyelim, türküler güzeldir.

ps. Bağlama çalan bir arkadaşla beraber bir etkinlik yapalım, negzel de olur.

AH MUHSİN ÜNLÜ ALPER ABİ VE BEN KİMSEM ARTIK

Ah Muhsin Ünlü süper bir insanmış
Bence Alper abi ondan daha süper bir insan
Bendense bi bok olmaz
İkisi de yolda Ebu Bekir’i görseler en azından selamlaşırlar
Ben bir araba fırça yerim
Kesin der ki bana, “oğlum manyak mısın sen niye bu kadar içiyorsun?”
Ah Muhsin Ünlü ara sıra yalan söylüyordur muhakkak
Alper abi söylemez diyor ama herkes ara sıra yalan söyler
Ben en çok anneme yalan söyledim hala durup durup söylüyorum
Annem beni döverken mesela gözleri kocaman oluyordu
Öyle zamanlarda bile durmadan yalan söylüyordum
Ah Muhsin Ünlü Azrail’i yolda görse selam verirmiş
Sanıyorum Ah Muhsin Ünlü yolda kimi görse selam verir
Ben yolda Azrail’i görsem derim ki “Anam babam niye bu kadar geciktin?”
Alper abiye anlatsam şimdi bunları eminim kıçıyla güler
O bana deli gibi gülerken ben ona “Abi” derim, “gülme bu hiç komik değil!”
Ah Muhsin Ünlü şanslıymış annesi ölürken o kocamanmış
Alper abi biraz şanssız annesi öldüğünde o küçükmüş
Bense hepten boku yedim annem hala yaşıyor
Annem yaşıyor ve yaşlanıyor biliyorum bir gün ölecek
Ben yaşıyorum ve her gün annemin bir gün öleceğini düşünüyorum
Annemin her gün tansiyonu çıkıyor beli ağrıyor saçları ağarıyor
Benim de saçlarım ağarıyor annem gözümün önünde yaşlanıyor
Dedim ya en şanssız benim kimse beni ipine takmaz
Annem çay getirdi az önce fazla uzaklaşmış olamaz
Ne tuhaf anneler çocukları üzüntüden ölürken bile
Çocukları üzüntüden ölürken bile çay getirmekten vazgeçmiyor ne tuhaf
Siz bir görseniz annemi ne demek istediğimi anlarsınız
Annem hepinize çay koyar öleceğine inanamazsınız

Anonim sordu
nasıl? güzel beceriyom mu hayatını? sen daha duuur

he iki gözüm he isimsiz kahraman, hll spr dvm


Anonim sordu
Seninle tanışmalıyım. Fakat nasıl?

Daha önce hiç insan yemişliğim yok. Gel tanışalım önce, ben kısaca:

Bu bankı hatırlamayan ağır Arka Sokaklarcı.(ps: Saffet Semerci bu bankta delirmiş olabilir.)

Bu bankı hatırlamayan ağır Arka Sokaklarcı.
(ps: Saffet Semerci bu bankta delirmiş olabilir.)

Anonim sordu
Canını yakmak istemiyorum ama senin hayatını sikerim.

Anonim sordu
hiç kimsenin seni anlamadığını düşünüp kendi kendine ağladığın oldu mu?

hep birilerinin seni anladığını düşünüp, hep başkalarının yanında mı ağladın?

Müzik buradaydı, yani içimizde.

Kaş’ın Çavdır Köyü’nde yaşayan Ali Usta, çocukluk yıllarında çobanlık yaptığını, üçtelliyi çobanlık yaparken ailesinden öğrendiğini ve sonraları Fethiye’ye Ramazan Güngör ustanın yanına giderek onun çıraklığını yaptığını belirtiyor. Üçtelli sazı, tüm teknik ve müzikal özelliklerini kullanarak icra eden sayılı ustalardan birisi. İcrası çok sesli tınılarla dolu.

Anonim sordu
Meb bu asya maya adı geçen kitap hangisidir?

Bir akşam, okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: “Beni beğeniyor musun?”

"Öyle harikasın ki Asya Maya, bence, bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. 


Elimi tuttu. İçim vatan, millet, insanlık sevgisiyle doldu. İstiklal Marşı’nı kıvançla haykırarak söyledim: “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!..”


diye bir bölüm vardır Korkma Ben Varım'da.

madafakir:

Hayalet




deli gönül!
bütün bu rezilliklerin tek nedenisin
hiç kusura bakma ama
puştun en önde gidenisin.

(“payidar zaraman” ağabeyden olsa gerek…)

madafakir:

Hayalet

deli gönül! bütün bu rezilliklerin tek nedenisin hiç kusura bakma ama puştun en önde gidenisin. (“payidar zaraman” ağabeyden olsa gerek…)

- Dissosiyatif kimlik bozukluğu, multiple personality…
+ Türkçe hocam, Türkçe. Nolur Türkçe?
- Çoklu kişilik…
* Deli yani?